Yaşamı yeniden inşa etmek mümkün mü?
Yaşamı yeniden inşa etmek mümkün mü?
Elbette mümkün…
İnsanların çoğunun işlerinin sürekli kötüye gitmesinin, bereketi yakalayamamasının, hayattan vazgeçmesinin en büyük nedeni yaşadıklarının sorumluluğunu alamamasından kaynaklıdır. Bizler eşimizin, çocuğumuzun, anamızın, babamızın tüm sorumluluğunu alırız da kendi sorumluluğumuzu alamayız, yaşadıklarımızın sorumluluğunu alamayız.
Çünkü bizler Feda+kâr insanlarız, sevdiklerimize kendimizi feda eder, onlardan bir teşekkür alamayınca yani kâr elde edemeyince suçlamaya başlarız. O bana bunu dedi, bu bana şunu yaptı, oraya götürmedi, buradan getirmedi, eline sağlık demedi, teşekkür etmedi, yok uyudu, yok kalktı söylenir dururuz. Ondan sonra da “hayat zor”, bu saatten sonra bir şey değişmez” “ benden geçti” der çıkarız işin içinden.
Halbuki, öncelikli olarak Feda+kâr olduğunuzu kabul etseniz ve içinizde bunu dönüştürüp ilk sıraya oturduğunuz kişilerin yerini değiştirip, kendinizi ilk sıraya otursanız hayatın çok ta zor olmadığını aslında tam da istediğiniz gibi döndüğünü ve zamanında çok geç olmadığını göreceksiniz.
Fakat bizler için başkalarını suçlamak, diğerlerinin yaptıklarını yargılamak, sevdiklerimizi başkalarının sevdikleriyle kıyaslamak, kıskandıklarımıza yetişmek için yarışmak konusunda daha azimli ve başarılı olduğumuz için yani kendimizden başka herkesi düşünüp, yorumlayıp kendimizi yorduğumuz için, kendi hayatımızı, kendi mutluluğumuzu eritip gidiyoruz.
Dışarıda suçlu yok, içeride de suçlu yok, suçlu arayarak bir yere varan bugüne kadar olmadı. Yapılacak tek şey herkesten ve her şeyden önce kendinizle tanışmak ve barışmak. Başkalarına attığınız adımların bir tanesini kendinize atın ve izleyin olanları, aklınızla anlamaya çalışmayın çünkü en sevgili dostunuz egonuz siz anlamayın diye elinden geleni yapar, sadece yargılamadan ve bugüne kadar edindiğiniz bilgilerle kendinizce (olumsuz düşüncelerle) süslemeden izleyin ve hissedin… Hissetmek anlamaktan çok daha değerli ve keyifli bunun farkına varın…
Biz bu dünyaya başkalarının ( anne, baba, eş, çocuk, kardeş, akraba, arkadaş, öğretmen, patron vs) kölesi ya da kurbanı olmak için gelmedik, biz bu dünyaya kendimizi bulmak için geldik. Kurban ya da köle değiliz, biz Rabbimizin bu dünyanın güzelliklerini görmek ve yaşamak için seçtiği şanslı varlıklarız. Hiç kimseden farkımız ve önceliğimiz yok…
Sadece kendimiz olduğumuz, kendimize yol aldığımız zaman yaşam tüm ince sırlarını ve güzelliklerini bize sunar, köle ya da kurban olduğumuzda değil…
Haydi, şimdi herkes aynanın karşısına, önce gözleriniz kapalı derin 3 nefes alıp verin ve gözleri açıp kendinize uzaktan bir bakın, kimi ya da neyi görüyorsunuz?, sonra nasıl olsanız kendinizi daha iyi hissederdiniz ona bakın ve en sonunda aynaya iyice yaklaşın, gözlerinizin içine bakın ve ne olmak, nasıl olmak istiyorsanız “ O ” olmak için birbirinize söz verin… Tabi kendinize ve yaşadığınız deyimlere teşekkür edip helalleşmeyi de unutmayın 😉
Unutmayın hiç bir şey için geç değildir, yaşınız kaç olursa olsun, hala yaşıyor ve nefes alıyorsanız kendinizi bulma ve Allah’ın size armağan ettiği yaşamı kazanma hakkına sahibiz… Yeter ki isteyin…
Kendinize giden yolu kolaylıkla bulmanız niyetiyle
Işık ve sevgiyle
Dilek Torun
Kategori : Blog Yazıları , Genel
