Fotoğrafların Hikayesi…
Sevgi, inanç ve zafer hikayesi…
Bugün sizlere bu yazıda paylaştığım fotoğrafların hikâyesini anlatmak istedim. Hikâye epey uzun, ben en başından başlamak istiyorum…
Daha okula gitmediğim zamanlardan başlamıştı deniz sevdam, televizyonda izlediğim olimpiyatlara katılıp madalyalar alan minik yarışçılara baktıkça annemin eteklerinden çekiştirip yalvardım defalarca “lütfen beni yüzmeye verin ben milli sporcu olacağım” diye, bu çabalarım o zamanın şartlarında ne yazık ki karşılık bulamamıştı. İçim bir su sporcusu olmak için can atıyor ama imkânlar bir türlü izin vermiyordu.
Aradan yıllar geçti ve ben “tesadüfen” evimize çok yakın olmayan fakat çok ta uzak olmayan “Tekel Kürek Kulübü”nün açıldığını öğrendim. Kimseye haber vermeden evden çıktım bisikletime atlayıp doğru kulübün kapısına gittim. Kapıdaki konuştuğum kişi kimdi, kiminle konuşmam gerekiyordu hiç bilmiyordum, acemi ve bilgisizdim. Tabi bunlar umurumda değildi tek istediğim o kulübe kabul edilebilmekti. Şuan tahminimce yorumladığım kadarıyla konuştuğum kişi güvenlik görevlisi falandı sanırım. Kendisine dediğim aynen şu cümleydi “ benim bu kulübe girmem ve bir şekilde kürek sporcusu olmam lazım” ilk soru “yaşın kaç ve yüzme biliyor musun” oldu. “yaşım 13,5 yüzme bilmiyorum” dedim. “O zaman seni alamayız yaş sınırımız 13, sen yaşı geçmişsin ve yüzme bilmiyorsun” o an orada hıçkıra hıçkıra ağlayıp yalvardığımı hatırlıyorum “ne olur alın, sadece yarım yaş geçtim her şeyi yaparım, yüzmeyi de öğrenirim lütfen, lütfen, lütfen…” tüm çabam nafileydi. Daha küçücük bir çocuktum, yanımda kimse yoktu ve muhtemelen aileden izin kâğıdı istense o da verilmeyecekti. Yol boyunca ağlaya ağlaya gittim eve.
Milli yüzücü olma hayallerim engellenmişti, milli kürekçi olma hayallerimde engellenmişti ve artık hayatta hiçbir şeyi başaramayacağım inancı ile başbaşa kalmıştım. İçimde hep bir eksiklik olarak yaşayan deniz tutkusuyla yıllar geçmişti.
Yaşım 19 olmuştu ve o dönemlerde hafta sonları harçlığımı çıkartmak için ajanslara bağlı olarak çalışıyordum. Beni arıyorlar bu hafta sonu şöyle bir iş var diyorlardı bende gidiyordum. Bir gün o firmalardan birinden bir bayan aradı ve dedi ki;
– “2 hafta sonra Büyükçekmece’de Oxford-Cambridge-Boğaziçi kürek yarışları yapılacak orada görev alacak arkadaşlara ihtiyacımız var”
– “evet, evet, evet kesin gelirim” O an havalara uçuyordum…
– Eğer gelebilecek arkadaşınız varsa onu da alabilirsiniz kalabalık bir kadro olacağız
– Tamam, bir arkadaşım daha var ona da söylerim ( mahalleden arkadaşım Serpil)
– Biz sizi tekrar arayıp yer saat bildireceğiz
– Tamam, sizden haber bekliyorum…
Bu iki Hafta heyecandan uyuyamadım, kürek yarışına katılamasam da izleyeceğim için inanılmaz mutluyum, hayallerimi en azından gerçekleştirebilenler tarafından izleyeceğim… Programdan bir gün önce arayıp sabah saat 06:00’da bizi Kadıköy Haldun Taner sahnesi önünden servislerin alacağını söylediler. İlk kez evden o kadar erken saatte çıkıyordum ve yarışmasam da izleyebileceğim bir kürek yarışına gidiyordum, içim içime sığmıyor, mutluluktan çığlıklar atasım geliyordu. Kadıköy’den servislere bindik 3 otobüs gidiyoruz, yol o kadar uzadı ki, git, git bir türlü bitmiyordu, daha önce hiç görmediğim ve bilmediğim, sanki İstanbul’a ait olmayan yerlerdeydik. Gişelere geldiğimizde yol boyunca bayrak sallayıp yol gösteren görevliler olduğunu gördük, her yer yarış afişleri ve bayraklarla donatılmıştı, bir an acaba bizi demi böyle yola bırakacaklar diye korktum, neyse yarışların yapılacağı alanın girişine gelmiştik, bizlere tişört, şapka ve bayraklar dağıtıldı ve giriş kapısında görevli olduğumuz söylendi.
Görevli olduğumuz yerden ne deniz görünüyor, ne göl görünüyor, ne yarış alanı, ne yarışçılar…. Yarışa dair en ufak bir iz görünmeyen yerdeyiz. İçim cız etti ve bizi oraya getiren yetkiliye “biz kürek yarışlarında görevli değil miyiz” diye sordum “evet, siz girişte karşılama görevlisisiniz” dedi. Kendisine yalvardım yakardım “ne olur bizi aşağıya yollayın ben yarışı ve yarışçıları da görmek istiyorum” “görev yeriniz burası aşağı inme şansınız yok, burada çalışmak istemezseniz evinize gidebilirsiniz” dedi, o an yolları bilmediğim için ve İstanbul’un neredeyse bana göre dışında olduğum bir yerde olduğumdan mecbur orada kaldım.
Aklım hep aşağıdaydı ve saat 14:00 olduğunda bize “ göreviniz tamamlandı sizi getiren servislere binip geliş noktalarına dönebilirsiniz” “Peki, ama neden? Aşağı inip yarışları izlesek, program hala devam ediyor neden biz göremiyoruz, yarım saatçik görsek olmaz mı? “ bütün çabalarım boşaydı…
O an orada şöyle bir laf ettim; “ bir gün bende bu küreği çekmezsem bana da Dilek demesinler”
Aşağıda olup o atmosferi yaşayamadığım için o kadar içim yandı ki, yarışmak, kazanmak bile önemli değildi, sadece orada olup izleyebilseydim o bile yetecekti fakat hiçbiri olmadı. Eve derin bir üzüntüyle dönmüştüm, spor adına, deniz adına ne yapsam hep geri tepiyordu.
Yine yıllar geçti ve 2012 oldu. Çalıştığım şirket Fatih Belediyesi Kürek yarışlarına giriyor, yarış aslında üniversite öğrenciler arasında yapılıyor fakat takım kuran olursa katılabiliyor. Bizim de o an ekipte eksikler var o yüzden katılamayabiliriz ve ben o yarışa girmek istiyorum. Şans hep benden yana oldu bugüne kadar, dolayısıyla ekip tamamlandı ve yarışlarayız, hiç antrenman yapma imkanım olmadı, çünkü takım son anda oluştu ve direkt yarışa gittik. Hiç antrenman yapmayan bir ekip için oldukça iyiydik 🙂 madalyamız yoktu belki ama sarı formalarımızla harika bir anı kaydımız olmuştu.
Yıl 2013 ve bu defa dragon Festivali için yine şirket takımına yarışa katılım için davet maili gelir. Ben de gördüğüm anda direkt maili cevapladım “ ben varım” müthiş bir keyif, müthiş bir heyecan, o dönem yelken antrenmanlarım ve yarışlarım olduğundan kürek antrenmanlarına katılımım az miktarda aksamış olsa da yarışa katılmış olmak benim için gerçekten çok anlamlıydı. 2 gün üst üste biraz heyecanlı, biraz telaşlı, biraz gergin, biraz mutlu inanılmaz anlar yaşadık takımca. Ekibim gerçekten harikaydı, kalabalık olması insan çeşitliliğini meydana getiriyor elbet ama ben hepsini sevgiyle kabuldeydim ve onlarla yarıştığım için çok mutluydum… Fun fun kategorisinde de olsa 2.lik almış olmak keyfimize keyif katmadı değil tabi ki 🙂
Şimdi bu yaşadıklarıma kim ne der bilmiyorum, ben bazen acaba inat mı yoksa hırs mı diye kendime soruyorum ama hayır bu tamamen AŞK…
Ben denize ve spora âşık bir insanım ve ikisini birlikte yapmaktan inanılmaz haz duyan bir insanım. Fakat hayatın beni halen daha spordan ve denizden sürekli olarak uzaklaştırmasına henüz bir anlam verememiş olsam da kalbim hep mavi atıyor…
Şimdi, biraz oturun ve düşünün çocukken hayalleriniz neydi, yapmak istediklerinizi yaptınız mı, neler yarım kaldı hayatınızda, biraz hatırlayın ve ne yapın edin onları tamamlayın, benden size tavsiye 😉
Çünkü içinizdeki çocuktan izin almadınız büyürken ve o hala oyuncu ve oyun arkadaşını bekliyor, haydi tutun onun elinden ve kendinizi bir kez olsun içinizdeki çocuğa teslim edin… Hayatınızın tüm sırrı ondan emin olun…
Ben şimdi Bana bu fırsatı veren eski şirketime ve organizasyonda emeği geçen arkadaşlarıma ve takım arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Ben hayallerimi ucundan da olsa yakaladım… Umarım siz hepsini tam olarak gerçekleştirirsiniz…
Mutlu maviler…
Dilek Torun
Kategori : Blog Yazıları , Genel





