Kıymetli Misafirlerimiz Hastalıklarımız
Kıymetli Misafirlerimiz Hastalıklarımız
Yaşamda akıp giderken, nereden geldik, nerelerden geçtik ve nereye gidiyoruz farkına varamayız çoğu zaman. Günlük koşuşturmacalar, gelecek kaygıları, geçmişin iz bırakmış yaraları derken, kendimiz olamadan ortalama 50-70 yıl yaşayıp bu dünyadan göçüp gidiyoruz.
Yıllar içinde düşüncelerimize kattığımız anlamlar, yaşanmışlıklarımıza yüklediğimiz öfkeler, kalp kırgınlıklarımız, affedemediklerimiz, can yanıklarımız, bizleri bir düşünce kalabalığı içinde prangalara bağlı mahkûmlar gibi yaşatır. Ve biz bunu hiç fark edemeyiz. Ya kurban etmişizdir kendimizi ya da derin korkularımızın arkasına gizlendiğimiz asi kişilikler olmuşuzdur.
İşin en can alıcı kısmı da, kendimize yaptığımız eziyetin farkına varamıyor ve kendimizden kaçıyor olmamızdır. Sorsalar hiç korkum yok der gizleriz içimizde çırpınan korkak çığlıkları, ya da “ ben çok korkağım” diyerek sineriz başımızı ellerimizin arasına saklayarak.
Günler, aylar, yıllar ve hatta ömrümüz geçerken tüm bunların bizde yarattığı bedensel, zihinsel, fiziksel, duygusal, genetik, anatomik rahatsızlıklara kızar ve hırslanırız. Yaşam telaşında öfkelendiklerimiz yetmezmiş gibi birde rahatsızlıklarımıza kızarız. Hatta bazılarımız vardır başı ağrısa ölüyorum diyen…
Şimdi kabul etme zamanı hastalıklarımızın bizim en kıymetli misafirlerimiz, ziyaretçilerimiz olduğunu ve kapımızı onlara açtığımız için geldiklerini. Her hastalık içinde bir öfke, bir kırgınlık, bir kızgınlık taşır, belki de farkında olmadan sürekli dilimizde dolanan “ Allah canımı alsa da kurtulsam” (İptal) benzeri sözlerin bedelini ödüyoruzdur. Kim bilir belki annemizin, babamızın, atalarımızın yadigarlarını taşıyoruzdur genlerimizde.
Düşman değil dosttur bize hastalıklarımız ve geçirdiğimiz kazalarımız. Bir baksak zihnimizin derinlerine tüm cevapları bulabiliriz aslında da işimize gelmez bunu yapmak sızlanıp ilgi-alaka beklentileri içinde kıvranırken.
Derin bir yolculuktur belki bunun farkına varmak ve anlamak, ancak tüm sağlık, huzur ve mutlulukta bu yolculuğun içinde saklıdır.
Şimdi, “ne yapmak gerek” diyen dostlarım varsa onlara minik başlangıç önerisi benden; Önce misafirinize ( hastalığınıza) kibarca hoş geldin deyin ve onu en iyi şekilde ağırlayın yani davetliniz olarak varlığını kabul edip onaylayın. Sonrasında gözlerinizi kapatın birkaç derin nefes alıp verdikten sonra içinize bir sorun “ben bu misafiri ne zaman ya da neden davet ettim” cevap gelecektir. Sadece gelen cevabı kolaylıkla ve net olarak hissetmeye niyet edin. Cevap geldikten sonra işler epey kolaylaşıyor. Çünkü neden geldiğini bildiğiniz için onu en güzel şekilde uğurlayacak bilgiyi de bulmuş oluyorsunuz. Sadece içinize gelen sesin nereden geldiğini iyi hissedin. Egonuzun oyununa gelmeyin. Sizi, diğerlerini ya da olayları yargılamayan ve çözüm sunan ses aradığınız ses olacaktır.
Bu yöntem size mantıklı ve tıbbi gelmeyecektir, eğer mantık ararsanız baştan söyleyeyim bulamazsınız. Sadece deneyimleyip hissedebilirsiniz. O hissi yakaladıktan sonra tıbbi ilaçlarınızın yanına birde içsel ilacınızı eklediğinizde ne kadar hızlı iyileştiğinizin farkına varacaksınız.
Misafirler bizim hayatımız için gereklidir, bazen bizi hayat koşuşturmacasından alıp dinlendirmek için gelir, bazen affedemediklerimiz hatırlayalım diye gelir, bazen kalbini kırdıklarımızdan özür dilememizi hatırlatmak için gelir, bazen hiç yok yere kendimizi üzdüğümüzü anlayalım diye gelir. Yani mutlaka geçerli bir nedeni vardır, nedeni ortadan kaldırmak misafirlerimizin ziyaret süresini kısaltmalarının en nazik yoludur.
Sağlık, keyif ve huzur dolu, bol farkındalıklı günler bizimle olsun
Sevgi ve ışıkla
Dilek Torun
Kategori : Blog Yazıları , Genel
