Akış ve Beklentiler
Akış ve Beklentiler
Zihinsel karmaşanın duygusal karmaşa ile birleşiminden doğan, beklentiler denizinde boğulmuş insan topluluğu ne kadar da çoğaldı etrafımızda
Bir ses diyor ki; Niyet et, niyetinin arkasında dur, elinden geleni yap, mutlaka olacak
Sonra başka bir sesi çıkıp diyor ki; Akışa güven mutlaka bir gün olacak
Başka bir ses daha çıkıyor ve diyor ki; Akışa teslim ol, onun gittiği yere git mutlaka doğru yerdir
Ve en son bir ses daha çıkagelip; beklentilerini bırak, o zaman zaten her şey senin
Bizler toplum olarak hep bir şeyler istiyoruz, sürekli arayış içindeyiz, mutlaka istediğimiz bizim olsun, en güzeli bizim olsun, hemen olsun, süper olsun, en çok olsun… Bu böyle uzar gider… İstekler bu kadar fazlayken gerçekleşme oranının çok düşük olması aslında bir süre sonra insanları hayal kurma eyleminden bile vazgeçirebiliyor. İnsanların yaşam amaçları bir bir yok oluyor. Ve bu duygusal yoğunluğun bitmesinin ardından hastalıklar, depresyonlar, vazgeçişler, çöküşler, isyanlar, nefretler, öfkeler gittikçe artıyor. Suçlu arayışları her an biraz daha artıyor.
Peki, bizi bu noktaya getiren, kendimizi kaybettiren şey ne?
Tabi ki yaşamın getirdiği bazı etkiler bizi kendimizden uzaklaştırıyor. Ama en çokta “BEKLENTİ”lerimiz…
Çünkü biz akışa teslim olmayı ya da güvenmeyi bilmiyoruz.
Peki, nedir bu akışa güvenmek ve akışa teslim olmak? Sürekli dilimizde “akıştayım”, “akışa güveniyorum”, “kendimi akışa teslim ettim” vs. sözleri dolaşıyor fakat biz gerçekten ne dediğimizin farkında mıyız?
Aynı şey gibi görünse de, bir birine çok yakın olsa da bana göre “akışa güvenmek” ve “akışa teslim olmak” farklı şeyler.
Akışa Güvenmek; Çoğu insan akışa güvenmek meselesini sanırım yanlış anlıyor. “Akışa güveniyorum” diyerek niyet oluşturup beklemeye koyulurlar, bu arada önlerine çıkan diğer bir sürü fırsatı niyetlerine odaklandıkları için kaçırırlar, en sonunda niyetleri gerçek olursa amaçlarına ulaştıkları için (beklentilerini, hırslarını karşıladıkları için) mutlulukları çok kısa sürer, oldu da niyetleri gerçekleşmediyse o zaman isyanlar, korkular, öfkeler, vazgeçişler, pes etmeler başlıyor ve en sonunda inançlar kaybediliyor.
Akışa güvenmek gerçekten inanç istiyor.
Akışa Teslim Olmak; Burası aslında tam bir teslimiyet yeri. Beklentisiz, olduğu gibi, saf ve duru, sadece izleyici olarak kalmak. Sorgulamadan olduğu gibi teslim olmak ve sonucunda varacağın noktanın senin ve bütünün hayrına olduğuna inanmak. Niyetlerine bağlı kalmak aynı zamanda akışın seni nehirlerde, dalgalarda, fırtınalarda sürüklemesine ya da muhteşem zirvelere taşımasına izin vermek, bu iniş çıkışlarda tüm fiziksel, duygusal ve zihinsel dengeni korumak.
Sonunda varacağın nokta niyet ettiğin şeyin ta kendisi olabilir belki bambaşka bir şey, belki de hiçbir şey… Eğer olanı kabuldeysen teslim olmuşsun demektir…
Aslına bakılırsa “Akışa güvenmek” ve “akışa teslim olmak” birlikte yol alan iki kardeş, sadece bizim bu iki kardeşi yaşam yolumuzda keyifle yürüyebilmek için çok iyi anlamamız gerekiyor.
Niyetlerimize esir olmadan, sevgiyle ve teslimiyette gerçekleşmelerine izin vermeyi kabul edebilmek niyetiyle…
Sevgi ve ışıkla
Dilek Torun
Kategori : Blog Yazıları , Genel
