Her Güne Bir Nefes (7. Gün)

Dilek Torun her güne bir nefes 7.gün

#hergunebirnefes turumuzun yedinci ve son gününe geldik. Paylaşımlarım biraz uzun aralıklı olmakla birlikte gelen soruları elimden geldiğince cevaplamaya çalıştım. Bu tur bitmiş olsa da yazılarım devam ediyor olacak. O yüzden beni takipte kalın

Bugünkü sorumuz da diğerlerinde olduğu gibi beni ve eminim büyük bir çoğunluğumuzu yakından ilgilendiren bir konu. En azından benim yıllarca uğraştığım hala da üzerinde çalıştığım bir konu.

Burada anlatacaklarım sizlerin kafasında  “henüz siz kabule geçememişsiniz biz nasıl geçelim” gibi bir soru oluşturacaktır. Öncelikle onun cevabını kısacık vereyim; Burada önemli olan kimin hangi konuda ilerleyip ilerleyemediği, bir başkasının neleri başarıp başaramadığından ziyade bireysel olarak hangi noktadan hangi noktaya yol aldığımızdır.  Bu tamamen içsel bir konudur ve ne siz bir başkasının yolunu bilebilirsiniz, ne de bir başkası sizin yolunuzu. Size yürüdüğünüzü hissettiğiniz yol bir adımdır, dışarıdan gören onu yüz adım sanır. Siz “yüz adım yürüdüm” dersiniz, dışardan gören “bir adım ilerleyememiş” der. O yüzden takip ettiğiniz yol sadece kendi içsel yolunuz ve yolculuğunuz olsun. O zaman gelişiminizi çok daha sağlıklı ve net takip edebilirsiniz.

Bugünkü sorumuza gelelim hemen; Yaşamımda çok fazla travma var, bunların çoğu doğduğum andan itibaren başlayan olaylar. Şuan 52 yaşımdayım ve hala travmalar yaşamaya devam ediyorum. Ben bu travmaları hayatımdan nasıl çıkartabilirim, bu konuda nefesle ilgili neler yapabilirim? Diye sormuş sevgili Murat Bey.

Yazının başında da dediğim gibi bu konu benim en kıdemli olduğun konu diyebilirim o yüzden birçok yazımda yaptığım gibi burada da kendi hayatımda uyguladığım yöntemlerle sorunuza cevap olmaya çalışacağım. Umarım biraz da olsa faydalı olabilirim.

Travmalar neredeyse herkesin hayatında irili ufaklı mutlaka var, özellikle benim jenerasyonum ve bir önceki jenerasyon. Yani özellikle baby boomer ve ( X ) kuşağı bu anlamda nasibini en yüksek oranda alan kuşaklar. ( Y ) kuşağı dediğimiz kuşak travmalı anne-babaların yüklerini taşımaktan yorgun bir nesil, ( Z ) kuşağı ise dünyayı yeniden yaratmaya gelmiş bir nesil. Tüm bu değişimle birlikte genetik olarak aktarılan travmalarla dolu insanlarız çoğumuz.

Murat Bey, özet bir soru iletmiş o yüzden bende olabildiğince genel uygulanabilir bilgiler paylaşmaya çalışacağım. Çünkü burada Murat Bey’in anne ve babasıyla ilişkisi, evli olup olmadığı, çocukları varsa cinsiyetleri ve yaşları, eşinin yaşam deneyimleri vs. gibi birçok konunun incelenmesi gerekiyor. Bunun için bir uzman desteği almak, en azından travmalarla yüzleşme ve onları dengeleme sürecinde bir destek alınması, iyileşme sürecini hızlandırmak ve yapılandırmak adına önemlidir.

Sorunun içinde “travmalarımı hayatımdan nasıl çıkartabilirim” diye bir soru var. Buradan başlamak istiyorum işe.

Üzgünüm ki travmaları hayatınızdan çıkartamıyorsunuz.

Bunu direkt ve net olarak söyleyebilirim. Ve çıkmamaları da aslında çok daha sağlıklı bana sorarsanız. Çünkü kendi gelişiminizi size net olarak gösterirler.

Hayatınızdan çıkartamazsınız, çünkü o durumu yaşadınız, deneyimlediniz, o olayı yaşayana kadar edindiğiniz bilgiler ile o an yaşadığınız deneyimin bilgilerini birleştirerek o AN’a bir anlam yüklediniz ve onu bir travma olarak kabul edip zihninize kaydettiniz. Bu bilgi, deneyim, olay, his sizde, tüm hücrelerinizde mevcut.

Peki, hayatınızdan çıkartamıyorsanız ne yapacaksınız?

Kabule geçeceksiniz! Şimdi birçoğunuzun içi ürperdi “ ama nasıl olur” diye sesler zihinde yankılanıyordur sanırım.

Evet, doğru okudunuz, yaşadığınız her ne ise önce kabule geçmeniz gerekiyor. Yani “evet, ben bu olayı yaşadım, o an şartlar buydu, böyle oldu ve ben bu durumu şöyle adlandırdım ya da yorumladım. Benim yorumlarım nedeni ile de olay içimde büyüdü bunun şimdi farkına varıyorum” diyebilmeniz önemli. Yaşadığınız her ne ise 30 – 40 – 50 yıl geçmiş üzerinden siz hala oradasınız, o zaman bırakın hayatınızdan çıkartmayı dönüşmesine bile fırsat tanımıyorsunuz.

Bir travmanın dönüşmesi için en önemli iki adım var kabule geçmek ve hazmetmek bu ikisini yapmadığınızda ilerleme şansınız ne yazık ki yok. Bu süreçte bir uzman desteği almanız elbette önemli.

Kabule geçip hazmettiğinizde işler daha kolaylaşıyor ve o AN’ı dönüştürebiliyorsunuz. Yani o olaya verdiğiniz anlamı, koyduğunuz ismi, hissettiğiniz duyguları yeniden yapılandırabiliyorsunuz. Bu yapılandırmayı yine bir uzmanla birlikte doğru yönlendirmelerle çok daha kolay ve hızlı yapabilirsiniz.

Kendimde dâhil olmak üzere bu kabule geçiş sürecinde birçoğumuz zorlanıyoruz bunun farkındayım, bununla birlikte bu direnç sadece bize zarar veriyor. Eğer kurban bilincinde isek, acıdan beslenmeyi alışkanlık edinmiş isek kabule geçiş süreci uzuyor ve zorlaşıyor. O zaman kabule geçme seviyesine gelmeden önce kurban bilincinden ya da acıdan beslenme arzumuzdan özgürleşmemiz gerekiyor.

“ama şu şöyleydi” “ ama o böyle yaptı” “ ama ben bunu yapamıyorum” “ama neden ben affediyorum” “ neden ben kabule geçiyorum ki” “ ama benim ne suçum var?” “ ama o bana böyle davrandı” “ama o benim hakkımı yedi” ….. gibi “AMA” temalı cümlelere saplandığınız sürece olduğunuz yerden dışarı çıkamaz ve ilerleyemezsiniz. Sonuçta olan oldu, kimin ne yaptığının ya da yapmadığının bir önemi kalmadı dolayısı ile o bataklığın içinden çıkıp toprağa adım atmanızın vakti geldi.

Şimdi bu konuda nefesle neler yapılabilir ona bakalım.

Öncelikle şunu belirteyim; ağır, eski ve tekrarlayan travmalar varsa o zaman nefes terapisi almanız sizin dönüşüm ve şifa sürecinizi kolaylaştıracaktır. Özellikle yüzleşme ve kabullenme konusunda dirençleriniz varsa nefes terapisi ile daha kolay olabiliyor.

Nefes terapisi almadığınız durumlarda neler yapabileceğinizi sorarsanız o zaman önerim şudur;

Sabah uyandığınızda, daha tam uyanmadan, gözlerinizi açtığınız ilk saniyeler burundan derin güzel nefesler alırken “ şükürler olsun hayattayım, yeni bir gün ve yeni bir şans, bu şansı hayatımı güzelleştirmek için kullanacağım ve şuandan itibaren içimdeki sevgi kanalımı açmayı, genişletmeyi ve yaymayı seçiyorum” diyebilir, ağzınızdan hatta gırtlağınızdan Hoooh sesi çıkartır gibi nefesinizi olabildiğince uzun verirken, “ içimde sakladığım, tutunduğum, direndiğim, inandığım bana hizmet etmeyen ne varsa serbest bırakıyorum diyebilirsiniz, yaşadığınız olayları ve travmaları düşünerek onları serbest bırakıyorum, özgürleşiyorum, yenileniyorum, ben huzurlu bir hayatı hak ediyorum ve huzurlu yaşamak için kendime izin veriyorum” diyebilirsiniz, taravmanızla ilgili olarak o anı, kişi ya da kişileri, kendinizi nefes verirken özgürleştirebilirsiniz. Bunları yaparken travmalarınıza ve dahil olan kişilere teşekkür edebilirsiniz.

Tabi ki bu çalışmalar bir kez yapmayla olamıyor. O yüzden her zaman dediğimiz gibi en az 21 gün ve sabah kesin yapmakla birlikte gün içinde aklınıza geldikçe bu çalışmaları yapmanız önemlidir. 21 gün en az süre, siz kendi inanç sisteminiz, değişime izin verişiniz, değişimi isteyişiniz ölçüsünde belki 1 ay, belki 1 yıl belki 10 yıl bu çalışmayı yapmanız gerekecektir.

Şöyle düşünün şuan 30 yaşındasınız ve 1 yaşınızdayken bir travma yaşadınız. 30 yıldır içinizde bunu taşıyorsunuz artık ya nasır bağlamıştır ya bedeninize yapışmıştır. Dolayısı ile o nasırın tedavisi, ya da o yapışkanın temizlenmesi bir süreç ve çaba ister ve iyileşme süreci tamamen sizinle, sizin olaya verdiğiniz anlam, değişime verdiğiniz izin, değişmek isteğinizin ölçüsüyle ilgilidir.

Bu yolda size yardımcı olacak bir teknik daha paylaşayım; Bu da çok etkili ve kolay bir uygulamadır, saniyeler içinde içinizde duygu değişimi yaratabilirsiniz.

Bir yere dik ve rahat şekilde oturun eller ayaklar çapraz olmadan ayaklar yere tam bassın, eller dizlerin üzerinde olabilir, omuzlar serbest. Gözlerinizi kapatıp birkaç nefes alıp verin ve yaşadığınız travmayı gözünüzün önüne getirin. Tüm ayrıntıları ve duygusuyla o anı yaşayın hatta daha ötesine, yaşadığınızdan daha kötü olabilecek seviyeye kadar hissedin ve imgeleyin sonra o olayda hangi duygunuz ağır ise ona bir bakın vücudunuzun neresinde hissediyorsunuz en yoğun olarak o duygunun tam noktasını bulduktan sonra ona bir renk verin. Örneğin çaresizlik diyelim, o çaresizlik duygusuna renk verin. Normalde hangi elinizi kullanıyorsanız tam ters elinizle ( solaksanız sağ elinizle, sağlaksanız sol elinizle) o renkli duyguyu tutun önce kalbinize getirin sonra başka bir renk vererek kalbinizden aşağı doğru indirin ve ayaklarınızın altından o renkli duyguyu toprağa bırakın. Bu renk taşıma işlemini üç kez yaptıktan sonra 10 saniye gözlerinizi açın etrafınıza bir bakın sonra tekrar gözlerinizi kapatıp o travmayı tekrar görmeye çalışın. Hala aynı etkide mi? yoksa biraz daha hafifledi mi? gözlemleyin. Muhtemelen ilk etkisi kalmamıştır. Bu çalışmayı travma aklınıza geldiğinde ya da o travmanın sizde yarattığı duygu aklınıza geldiğinde ( örnek olarak çaresizlik demiştik) bu çalışmayı tekrarlayın. Travma ve yarattığı duygu aklınıza gelmeyene kadar, ya da aklınıza geldiğinde o duyguyu size hissettirmeyi bırakana kadar bu çalışmayı yapabilirsiniz.

Ve konuyu bitirirken önemli bir detay daha paylaşmak isterim. Son günlerde üzerinde epeyce durduğum bir konu bu.

Hayatınızda hangi konularda tekrara giriyorsunuz bunu bir gözlemleyin lütfen. Ve her tekrarda ne oluyor? Son gelen tekrar bir öncekinden hangi farkları taşıyor? Bunları bir gözlemleyin. Hayatımızda tekrarlar olur, tekrara girmemiz normaldir. Önemli olan o tekrarlarda bizim nasıl olduğumuzdur. Yani aynı kurban mıyız? Aynı kişi miyiz? Eğer tekrar eden olay dışında biz ve duygularımız aynı ise ziyandayız demektir. Tekrar eden olay aynı biz farkındalıkla onu yönetebilir ve yapılandırabilir kapasitede isek, bize fayda katmasını sağlayabiliyorsak o zaman değişmiş ve dönüşmüşüz demektir. Ve bu gerçekten çok değerli ve kıymetli bir durumdur.

( Gözlemleyin diyorum dikkat ederseniz, düşünün demiyorum. Düşündüğünüzde duyguya girer işin içinden çıkamazsınız ve yenilerine bile bile davetiye çıkartmış olursunuz. Gözlemlediğinizde ise yorum yapmadan, sadece olanı görebilirsiniz. )

 

Bu konudaki paylaşabileceklerim de şimdilik bu kadar. Umarım faydalı olmuştur paylaştıklarım.

Kabule geçişiniz kolay, şifanız hızlı ve daim olsun niyetiyle

Sevgi ve ışıkla

Dilek Torun

Kategori : Blog Yazıları

Yanıt Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>